Tekinsiz, zamansız, mekânsız kahramanın hikâyesini biri çizgi, biri söz, biri müzikle anlattı. İlüstratör Sadi Güran, yazar Senem Akçay ve müzisyen Deniz Cuylan’dan, CD’li kitapları ‘Netame’yi dinledik
AYŞEGÜL OĞUZ
İlüstratör Sadi Güran, müzisyen Deniz Cuylan ve mimar/yazar Senem Akçay ‘Netame’ adlı bir kitapla huzurlarımızda! Yeteneklerinden, hayattaki meselelerinden ortaya çıkardıkları, birleştirdikleri bir ruh üçlemesi ‘Netame’. Kitap Alef Yayınları’ndan çıktı. Netame: Tekinsiz, çok dilli, zamansız ve mekânsız, yalnız bir kahramanın sözü, müziği, resmi. Sadi Güran, Deniz Cuylan ve Senem Akçay’la buluştuk, kitabın öyküsünü onların ağzından dinledik.
‘Netame’ye start verdiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?
Deniz Cuylan: Bir keresinde evimde buluştuğumuzu, hikâyeler şöyle olsun, şöyle bir havaya sahip olsun, müzikle ilüstrasyonu nasıl bir araya getiririz diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Aklımızda bir kitap, bunun içine de bir CD koymak yoktu. Hoşumuza gidenin daha çok hikâye yazmak olduğunu anladık. Bir şehri kurgulamak, bir karakteri düşünüp konuşturmaktan hoşlanıyoruz.
Çizginin, notaların, sözcüklerin yola girmesi, hikâyenin şekillenip vücut bulması, olgunlaşması, bir kitap-CD haline dönüşmesi tam olarak nasıl oldu?
D.C.: Bütün o kafamızdaki eskizleri somutlaştıran güç, onu hemen yapma isteği, birbirimizi mutlu etmekten geçiyor. Sadi’nin ilüstrasyon yapma heyecanını yükseltebilmek için hemen o müziği ortaya çıkarmak istedim. Dolayısıyla kitabı oluşturma süreci birbirimizi heyecanlandırmaktan ibaret.
Söz/yazı hangi aşamada devreye girdi?
Sadi Güran: Başından beri çok içgüdüsel olarak ilerliyorduk, bizi tatmin eden, olması gereken son hali değildi.
D.C.: İnsanlardan, hatta yayınevlerinden şöyle sorular geliyordu: ‘Şimdi insanlar CD’yi koyup, play’e basıp, aynı anda da kitabı okumak zorundalar mı?’ Hayretler içinde kalıyorduk. Bu soruların sonunda anladık ki, bizim için çok bütün olan bir dünya, aslında dışarıdan ‘Netame’ye bakan için o kadar da bütün değil. İnsanların kafası karışıyordu. Müzikle ilüstrasyonu bir araya getirmesi için de, yazılı bir metne ihtiyaç duyduk.
Senem Akçay: Aslında Sadi’yle Deniz’den bana gelen bir teklifti bu. Üçümüz de bir arkadaş grubu içinde birbirimizi etkileyen karakterler olarak varolduk hep. Hikâyeleri yazmaya başladığımda da hiç zorlanmadım, konu hiç yabancı değildi. Sanki o dünyada yaşıyor gibiydik.
Sadi ve Deniz sana ne anlattılar, önüne nasıl bir dünya koydular?
S.A: Bu yazılar alışılageldik bir formatta değil, roman değil, hikâye değil. Onlardan aldığım duygulara hitap ediyor. Ortaya çıkan şehir de bir fondu benim için. O fon bir şekilde beni sınırladı, ama söylemek istediklerim için de bir şehir yaratmışlardı.
Peki netameye, bu tekinsizlik meselesine nasıl takıldınız?
D.C.: Kuramsal altyapısından çok, teknik bir problem olarak ortaya çıktı. Çünkü farklı disiplinlerden insanlar bir araya geldiğinde ortak bir nokta bulamazlarsa eğer, bütün işler zorlama geliyor kulağa da, göze de. Bu zorlamayı aşmak için tutunacak bir direk lazım. Herkesin de o direğe kendini bağlayarak işlerini yapması gerekiyor. Bu direğin ne olacağını düşündük diyebilirim. Bütün bu hikâyeleri birbirine bağlayacak olan ne? Bir müzik yaparken temelinde düşündüğüm duygu ne olacak? İşte Sadi’yi Sadi yapan bu proje ne? Ortaya biraz gotik, biraz da tekinsiz hikâyeler çıktı. Hikâyelerin tertemiz olmayan, ters köşeden vuracak, biraz da acı tarafları olmalıydı. Rahatsız hissettiren, sıkıntıyı derinden veren hikâyeler… Etrafında döneceğimiz duygumuz tekinsizlikti. O yüzden de çok güzel bir kelime olduğu için ‘netameli’den ‘Netame’ ortaya çıktı.
Zamansız ve mekânsız bir anlatım söz konusu.
D.C.: Bu aşamada kendi karakterlerimizden bahsetmek gerekiyor. Çocukluğumun bir bölümü denizde, teknede geçti ve bir denizci için, herhangi bir liman onun evi gibi olur. Annemden ve babamdan öğrendiğim de bu. Dünya vatandaşı olmak, hiçbir yere ait olmamak, aynı zamanda bir yerden çıktığını da hafif hafif bilmek, köklerini çok da derin derin bir yere salmamak, bunları öğrenerek büyüdüm.
S.A.: Hiçbir zaman çok büyük bir aidiyet duygusu duymadım, hiçbir şeye. Hep tekildim. Bunun sıkıntısı da, tekinsiz bir his. Ait olmamak tekinsizlik veriyor.
Şarkıların adları İngilizce… İngilizce o yersiz yurtsuzluğu karşılıyor mu?
S.A.: Bir yere ait olmamakla ilgili.
D.C.: Sadece İngilizce olsa bunu söylemek zor olabilir. Senem yedi yıl, lise hayatı boyunca İngilizce öğrenmeye çalışıyor. Ben Fransız lisesinde okudum, Türkçe konuşana eşek kulağı takılırdı. Etkilendiğimiz kültürlerde, Türkçe kadar İngilizce ve Fransızca da konuşuluyor.
‘Netame’nin kahramanı Maketçi tekinsiz, telaşlı biri.
D.C.: Maketçi’nin hikâyesi aslında ‘Netame’nin hikâyesi.
S.G.: Evet, kıpır kıpır, huzursuz, altında sanki hep bir çivi var. Maketçi’nin hareketliliği tekinsizliğinin ifadesi.
Maketçi güvenilir biri mi? Diğer yandan büyük bir özgüveni de var.
S.A.: Üretiminin getirdiği bir tekinsizlik gibi. Karakterleri konuştururken, şöyle bir cümle geçiyor aralarında: Ya size yazılan ezgi hoşunuza gitmediyse…
D.C.: Maketçi güvenilmez olduğunu biliyor, kendine güveni olmasa o netameyi oluşturması mümkün değil. Ayrıca bu kitabı oluşturması, bu yazıları yazması, müzikleri, çizgileri ortaya çıkarması mümkün değil. Evet, bunun altında çok büyük bir özgüven var. Kitap o yüzden, ‘all i can say’le (bütün söyleyebileceğim bu) başlayıp, ‘all i can do’yla (bütün yapabildiklerim) bitiyor.
Hiç profesyonel yardım aldınız mı siz?
S.A.: Bilmiyorum, çeşitli teşhisler konabilir tabii.
S.G.: Doktorunun sana ettiği bir laf vardı. Neydi o?
S.A.: Sizin gibi entelektüel tipler bunu bir yaşam biçimi zanneder, ama siz depresyondasınız.
Kaynak:http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6915
0 cevap so far ↓
There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.