
Pek sık olmaz. Recep İvedik rüzgârında kendine yer bulamayan ‘Son Ders’ isimli film, tekrar vizyonda. Başrol oyuncusu Ferhan Şensoy, bu bakkal-süpermarket denklemini anlattı
MERVE EROL Son oynadığınız ‘Son Ders’ filmi tekrar vizyona giriyor. Böyle bir şeye daha önce şahit olmuş muydunuz?
Hatırlamıyorum böyle bir şey. Bunun cevabı bende de yok, ben sadece bir oyuncuyum.
Severek oynadığınız bir rol müydü?
1970′te benim de okuduğum Güzel Sanatlar Akademisi’nde parkasız öğrenci yoktu, siyasallaşmış bir gençlik vardı. O dönemin gençliğiyle bugünün gençliği arasında bir karşılaştırma var filmde. Bugünün üniversitesine hoca olarak geliyorum ben yurtdışından. Öğrencilerin alışmadığı, ‘Not önemli değil, dersi ben vermeyeceğim, dersi hayat verir’ diyen, ‘Hangi kitabı okuyacağız’ diye sorulunca tahtaya okuduğu bir sürü kitabın adını yazan bir hoca. Biraz da kendimi buldum hikâyenin içinde. Ben aslında dram oynamak istemiyorum. Sokakta beni görünce insanlar birbirine gösterip gülüyor, sonra senaryo geliyor, "Dram mı?" diyorum, "Evet abi, dram." Çok istemiyorum yani. Fakat senaryo beni çok etkiledi, hatta yer yer ağladım, ‘Peki bunu da oynayayım, ne yapayım’ dedim.
Hayatınıza dair ne gibi benzerlikler buldunuz Saffet Hoca karakteriyle?
Dev-Genç’li arkadaşlarımdan ANAP milletvekili olanlar filan, hepsi aklıma geldi senaryoyu okurken. Dev-Genç üyesiydim ben de. İşçi-köylü tiyatrosu adı altında Mehmet Ulusoy’la sokak tiyatrosu yapıyorduk, gerilla olarak. Güya gizli oynuyoruz, oynayacağımız yer fısıltıyla belirlenmiş, ayrı ayrı gidiyoruz, bavulu açıp birden oynayıp kaçacağız. Bir gidiyoruz ki, oynayacağımız yer Fruko tabir edilen toplum polislerinin kamyonlarıyla çevrilmiş. Çünkü sokak tiyatrosunun dramaturgları arasında o zamanın sıkı devrimcilerinden Mahir Kaynak da vardı.
Sonra mizaha nasıl meylettiniz?
Yazarlığımın başlangıcında da mizah vardı. Ama oyunculuk, okulda öğretmen taklitleriyle başlayan bir şey benim için. Ben farkında değildim, arkadaşlarımı eğlendirmek istiyordum sadece. Sonra taklitler birbirine bağlanıp bir şova dönüştü, sınıflar arası turnelere gider oldum. Haldun Taner "Sen kabarecisin" deyip yaptığımın tiyatro olduğunu öğretti.
Sokak tiyatrosunun kendi oyunlarınıza katkısı oldu mu?
Daha sonra Fransa’da da yaptım sokak tiyatrosu. 1974-75 yılları orada da karışıktı, hatta konservatuvar olarak biz de grev yaptık hocaların desteğiyle.
Sürekli güncellenen ve gündelik gelişmelere müdahil olan ‘Ferhangi Şeyler’de bu tarz tiyatronun etkisi yok mu?
Ama o güncellik benim yazdığım her şeyde, bütün oyunlarımda da vardır. ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’da bakkal çırağını oynuyorum, orada da altı-yedi dakika günün gazetelerine bakıyorum. Tiyatromuzun fonksiyonlarından biri zaten politikada olan biteni paralel olarak takip etmek. Biz bir muhalefet tiyatrosuyuz.
Komedide toplumsal hiciv dozunun azaldığını düşünüyor musunuz?
Televizyonun da pompasıyla sulu zırtlak bir komedi furyası var. ‘N’aber’ diyor, hahaha, ‘İyiyim’ diyor, hahaha, her şeyin arkasına gülme koyuyorlar. Ortada gülünecek hiçbir şey yok halbuki. Bir de milyonlarca izleyici yapan uyduruk komedi filmleri var, televizyonda meşhur olduğu için bilmem kaç kişi gidip sinemayı dolduruyor. Sinemasal bir değeri yok, komedi olarak komik değil. Böyle bir yozlaşma var, bu da prim yapıyor. O kadar insan niye gidiyor, merak ediyorum. Bir sürü iyi film var, kimse gitmiyor, ‘Onun korsanı çıkar, evde izleriz’ diyorlar. E niye bunun korsanını beklemiyorlar? Çıkmayacak mı sanki?
‘Recep İvedik’in katkılarından biri argo galiba. Kemal Sunal’ın ‘eşşoğlueşek’inin televizyonlarda sansürlendiği bir zamanda, böyle bir tip de özlenmiş olamaz mı?
‘Pardon’ filmi televizyonda oynarken asabımız bozuldu. Devamlı bip bip bip. Halkın kullandığı bir laf değil mi, niçin oradan ‘boktan’ı cımbızlıyoruz? ‘Bu ne bip bir şey’, ‘Abi hayat bip işte’… Salak bir tutuculuk. Amerikan filmlerinde küfrün İngilizcesini veriyorlar, altına ‘Hay Allah müstahakını versin’ diye çeviriyorlar, biz de yiyoruz!
Bugün gençlerin politize olduğu kanallar da var, mesela Cumhuriyet mitinglerini ya da AKP’nin mitinglerini dolduruyorlar. Siz bir ara darbe istediğinizi söylemiştiniz, ciddi miydiniz?
Söylediğim şeyler aynen yazılmazsa veya söylediğim biçimde vurgulanmazsa yanlış algılanabiliyor. Orada bir mizah var, ama attığı başlıkta mizah yok. ‘Darbe istiyorum’ demiyorum ki, "Darbe özlüyor canım" diyorum. Bunu garip bir şey gibi, bir kâbus görür gibi söylüyorum. "Bundan önceki üç darbede ülkede koşullar bu kadar darbesel değildi" diyorum. ‘Özletmeyin’ demek istiyorum. Sonra ‘Faşist Ferhan darbe istiyor’ diyorlar. Niye isteyeyim? Genelkurmay da istemiyor.
AKP’yi kapatma davası, Ergenekon meselesi bir absürtlüğe doğru gitmiyor mu sizce?
Her kafadan bir ses çıkıyor, sokaktaki simitçiye kadar herkes kapatmayı tartışıyor. Hukuken devam eden bir durum var. Anayasa Mahkemesi kapatırsa kapatır, kapatmazsa kapatmaz, ondan sonra belki insanların yorumları olabilir. Ayrıca kapatılma Türkiye’de çok şeyi değiştirmeyecektir, yeni partiler kurulur.
Yanlış hatırlamıyorsak taşınma esnasında kavuğun Derya Baykal’da kaldığını okumuştuk. Öyle mi gerçekten?
Kavuk evde duruyor. Ayrıca emekli olunca devredilen bir şey, haftada sekiz gün oynarken de devretmeyi düşünmüyorum.
0 cevap şu ana kadar ↓
Henüz hiç bir yorum yok... Hemen aşağıdaki formu doldurarak tartışmaya başlayın.